farezehirinden ödü kopan hicabi bey

zehir: hepiniz bilirsiniz ki ağu demektir. çoğunuz da bilmez ki çiçek demektir. bazılarınız iyi, bazılarınız şöyle böyle bilir ki hem çiçek hem ağu deyince kadın gelir akla. kadınlar, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra, kalbimizdeki yeri her bi boktan önce gelen hani. neyse, konuyu dağıtmayalım iyisi mi, netameli çıkmazlara girerek. evek, en meşhur zehir, lise ikiden hatırlayacağınız üzre, baldırandır. (pardon, lise tabir edilen acuze kurumlarda felsefe tarihinin köküne kibrit suyu ekileli bir hayli oldu, di mi?) “haksız yere öldürülüyorsunuz!” dendiğinde sokrates’in tepkisi ne kadar inceliklidir: “ne yani, bir de haklı yere mi öldürüleydim!” lekeli baldıran mıydı (conium maculatum) filozofumuzu saltanat kayığına bindiren, yoksa lekesiz olanı mıydı bilemiyorum, olay mahallinde değildim o sıra bendeniz.

esasında herşeyin zehir ve bütün meselenin dozaj olduğunun altını çizmekle ne demeye getirmiştir phillipus theophratus bombastus von hohenheim paracelsus efendi? ki bu efendi sadece bu lakırdısıyla değil, ibni sina ve hipokrat’ın eserlerini ateşe vermesi ve mezartaşında “vitam cum morte mutavit (ölümle hayatı takas etti)” diye yazmasıyla da meşhur bir zat-ı muhteremdir ve de sırasıyla isabet etmiş, iyi halt etmiş ve yine isabet etmiştir. takas ekonomisi hepimiz için geçerlidir nihayetinde, ve dahi hayatın fazlası en güçlü zehirdir romalılar, yurttaşlarım!

bi de bir tonton’umuz vardı bizim, allah rahmet eyleyesice, sevapları günahlarından çok daha fazlaydı (şortla denetim müthiş güzel bir sazdır, anlamayana davul zurna azdır meselâ), tam da ekonomik liberalizmin siyasal liberalizmsiz eksik, sakat ve arabesk kaldığını farkederek vites değiştirecekti ki bilumum kimyasal, tarımsal ve radyoaktif elemanlarla “hal” edilerek halledildi! eh, günümüzde de böyle faideli bir şekilde istihlak edilebiliyor bu zehir dediğimiz körolası meret.

beyler hanımlar, siz bütün bunları boşverin, ben kestirme yoldan tanımlayıvereyim size zehir nedir. zehir, kapitalizmin ta kendisidir anacım. bugünlerde elimden düşüremediğim son şaheserini şahit göstereyim size burada, galeano ustamın.

şöyle buyurmaktadır kendisi:

“2008 yılında, miguel lópez rocha, meksika’nın guadalajara şehrinin kenar mahallelerinden birinde dolaşırken ayağı kaydı ve santiago nehrine düştü.

miguel sekiz yaşındaydı.

boğularak ölmedi.

zehirlenerek öldü.

aventis, bayer, nestlé (tanı bunları, tanı da büyü, zıkkımlanma çikolatasını filan bunun çocuğum! -h.a.), ibm, dupont, xerox, united plastics, celanese ve diğer firmaların kendi ülkelerinde yapamadıkları şekilde nehrin sularına boşalttıkları arsenik, hidrosülfürik asit, cıva, krom, kurşun ve furan öldürdü onu.”*

işte budur zittiğimin kapitalizmi. hele de bizim gibi ülkelerdeki suyunun suyu daha bi çamur, daha bi çirkeftir. zehirli çirkef.

örnek cümleye gerek var mı artık bu durumda? yok! yine de örnek cümlemizi tekrarlayalım o halde, hep birlikte: “kapitalizm öldürmeden süründüren, süründürerek öldüren, öldürerek süründüren, süründürmeden öldüren, yani her halukârda işini lâyıkıyla gören zehirdir; panzehirini bulmaya bak ey insanlık!”

zehretme bana hayatı cananım. acemkürdî şarkı. güfte ve beste: zeki müren.

dinliyoruz.

(*) eduardo galeano, “ve günler yürümeye başladı”, çev: süleyman doğru, sel, 2012, s.57.

Reklamlar

2 Yanıt

  1. seni zlemitik abi. yarn giriyorum yazy.

    selametle.

  2. Reblogged this on Aslı Hayvanı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: