binbir surat hicabi bey

yüz: doksandokuzdan sonra gelen sayı diyeceğimi sanıyorsanız yanılmıyorsunuz; evek, o sayı işte. ikinci anlamı biraz karışık: surat, suret, sima, çehre gibi tilciklerle bir nebze yanına yaklaşabileceğimiz bişey. elbette bunlar yüzü açıklamaz, belki yanına yöresine götürür sizi. öyle her elirdiğiniz kelimeyi bir başka kelimeyle eşanlamlı sanmayın ilkokul bebeleri gibi; nüans diye bir hakikat var şu dünyada. değilse suratsız ile yüzsüzü aynı çuvala koyup birbirini tırmalattırırsınız maazallah. gelvelâkin lugatimiz milli kereste fabrikalarının müfredatına uygun bir türkçe sözlük olmadığından, tutup da size yüz nedir diye uzun uzun izahata teşebbüs ve hatta tevessül edecek değiliz sayın yanılıp da google baba türbesinden buraya yolu düşen ahali. n’apcez peki? tanıklıklara başvurcez. meselâ marcel proust amcamızı davet edeceğiz sahneye: “öhöm, insan yüzü gerçekten de şu doğunun tanrılarına benzer; farklı düzlemlerde üstüste bindirilmiş bir grup yüz. hepsini aynı anda görmek imkansızdır.” hımm, bir nevi üstüste geçirilmiş doğal maskeler kombinasyonu sanırsam? en üsttekine de yüz niyetine mi bakıyoruz? neyse, ben yanlış anlamış olabilirim, maskeler ve dahi masklar tiyatorada olabiler. proust amcamızın lakırdısını kazaen işitmiş bulunan nathaniel hawthorne –simanız yabancı gelmiyor fekat çıkaramadım bir an, mazur görünüz– ondan aldığı cesaretle şöyle buyuruyor: “hiç kimse sonunda hangisinin gerçek olduğunu unutmaksızın, uzunca bir süre kendisine bir yüz, başkalarına başka bir yüz takınamaz.” efenim malumu ilam etmek işte bu kıymetli şahsın eylediği şimdi. ne de olsa hafıza-i beşer nisyan ile malul değil midir? eheh, söz meclis-i taife-i nisadan dışarı ama öldürücü darbe oscar wilde abimizden gelir: “bir erkeğin yüzü otobiyografisidir. bir kadının yüzü ise onun kurmacası.” borges emmimiz ise her zaman yaptığını yaparak, yolları çatallanan bahçeden bize seslenir: “insan dünyayı resmetme göreviyle yola çıkar. yıllar ilerledikçe çerçeveyi krallıkların, dağların, körfezlerin, gemilerin, adaların, balıkların, odaların, aletlerin, yıldızların, atların ve insanların imgeleriyle doldurur. ölümünden az önce anlar ki, çizgilerin sabırlı labirenti aslında kendi yüzünün izini sürmektedir.” yaa, işte böyle.

örnek cümlemizle mes’eleye bir virgül –dikkatinizi çekerim; nokta değil– koyalım: yüzden bir sonraki sayı başka bir yüzdür; bakışlardaki ışığı emip seni dünyanın o kurşuni karanlığında bir başına, gözleri fersiz, cascavlak bırakıverir icabında.” çok mu oyuncaklı oldu tümcemiz beyler hanımlar?

Reklamlar

There are no comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: