hicabi bey lavabodalar efendim, sıçar sıçmaz size dönecekler

lavabo: minibüs şoförlerinin “ba[ğ]yan”ından sonra resmi dilimize bu kez de şirket yöneticilerini asiste eyleyen kibarlık budalası genç hanımların attığı kazığın bilecik seramik fabrikalarında üç boyut kazandırılmış hali. esasında kibarcıklarımızın ilk kazığı değil bu, bi de “dönmek” fiili var, “abdürrezzak hötveren bey şu anda toplantıdalar” diye başlayan malum tümcenin yüklemi.

“lavare” mastarından çekimlenen lavabo, latin illerinde “yıkamak, temizlemek” anlamına gelir. demek oluyor ki kibarcıklarımız işi tersten alıyorlar; lavabo bir kirletme eylemi mekanı değil, bir temizlenme eylemi mekanı. meydan-larousse’a göre “porselen, kumtaşı veya emaye saçtan yapılmış, sıcak ve soğuk su musluklarıyle donatılmış, vücudun üst kısmını (el, yüz vb) [demek ki neymiş, aşşağı mahalleyi topa sokmayacakmışız! –müellifinizin notu] temizlemeğe yarayan sıhhi tesisat” demeye gelen lavabonun üçüncü anlamıysa, “kahve, gar vb yerlerde bu tesisatın bulunduğu yer.” o yerde klozet de varsa, biz oraya lavabo değil, tuvalet yahut helâ deriz –yani hemen atlamayın, bak onlar da lavabo diyormuş diye. lavabonun lav püskürtmekle uzaktan alâkası belki olabülür, lâkin yakından alâkası yoktur. abo nidasıyla alâkası var mı onu bilemiycem, kayserili hemşehrilerimize sormak lâzım.

bu seçkin tilciğimiz bir alaturka siyaseten doğruculuk kurbanı olup, esasında, işemek, sıçmak nev’inden cümle elzem cürmün işlendiği mahallin, güzel ve yalnız resmi dilimizde belli nüanslara sahip çeşitli isimlerle anıldığı malumunuzdur aslında: ayakyolu, helâ, tuvalet, 00, kenef, yüznumara, wc, apteshane, memişhane (memişlerle ilgisi yoktur) ve ilh. sıfırsıfırda ve anglosoksan (pardon, anglosakson) lisanından iltica etmiş wc’de bi halt edilmez; bunlar sadece dandik gundik tabelacıkların üzerinde görüldüklerinde sevinç naraları atılan sembollerdir. tuvalette ihtiyaç giderilir. helâya sıçılır. kenefe bi daha sıçılır. yüznumarada küçük aptes, apteshanede büyük aptes (abdest diil!) yapılır. ayakyolu nerede diye sorulur. memişhaneye yestehlenir. bütün bunların yalnız ve güzel resmi dilimizdeki anlamı ise, kısaca, “yetmişinden sonra gelen talihin tam ortasına sıçayım lan!”dır.

helânın alaturkası da siyasetin alaturkası gibidir; etrafı batırmadan işeyip sıçması hüner ister. alafranga helânın klozeti buraya lüks ve alengirli kaçacağından (tıpkı vesayetçi 61 amayasasının bile 12 mart’ta nihat erim türkiye’sine lüks kaçması gibi) alaturka helâda ortası delik bir taş vardır, çömelmen ve ibrik kullanman iktiza eder. tuvalet kağıdının yerine de onbeş günde bir bahçalara kurulan ocağın üzerindeki teneke kazanda aklanıp paklanan taharet bezini kirleteceksin, boklu boklu duracak orada ööööle, ıyk. eskiden bi de sıçmak için gecenin bir yarısında, kışın zemherisinde it gibi titreyerek, götün dona dona ta avlunun öte yanına koştururdun, elinde gaz lambasıynan. alaturka helânın tahtadan, kerpiçten, sazdan inşa edilenleri vardı, “kademhane, memşa” falan da denirdi onlara. bi de ben daha otuzbir çekmesini bile bilmeyen minicik bir veletken bi “kirna”mız vardı, evin ikinci katında dışarı çıkıntı şeklinde dermeçatma yapılmış helâ yani. sayın gaitamız yani dışkımız salına salına delikten aşağıya doğru havada süzülür, toprağına kavuşacağı anı hasretle gözlerdi. şimdiki çocuklar harika ama google cahili, bunları bilmezler nan.

efenim sağır duymaz yakıştırır hesabı, sans numero’yu bizimkiler cent numero sanınca olmuş mu sana yüznumara. 13 nasıl uğursuz sayı ise 100 de sakıncalı piyade olup çıkmış böylece. ithal malı wc’ye gelince, nasıl olup da bunca yıl bağrındaki bölücü harfe itiraz edilmedi hayret. bak meselâ rus salatası abra kadabra amerikan salatasına dönüştürülünce bi gecede, ne oldi? melmeket, ittihatçı-komitacı galip hoca’nın ödü bokuna karışarak bu kış gelmesini beklediği gomonizm tehlikesinden gurtuluverdi. körler okulu, sağırlar okulu, kız milli voleybol takımı, aha onlar da sen sağ ben selâmet. gel de şimdi “görme engelli”leri binbir zorlukla lavaboya tünet, dışkı ihracatı yaptır, sen nelere kadirsin ey alaturka siyaseten doğrucu davut!

ben tuvalet kelimesini severim (aslında bütün kelimeleri severim, hem işim, hem uğraşım gereği). çünkü bok, sidik gibi müstekreh şeylerden ziyade diğer anlamlarının nezih dünyasını çağrıştırır zihnimde hemen. dolayısıyla da gönül rahatlığı (ve fakat bağırsak rahatsızlığı) ile tuvalete gider, ihtiyaç gördükten sonra lavaboda başak burcunu lâyıkıyla temsil ederim. otomatik su sesli, tıbbi tahlilli, check-up’lı capon klozetleri de gelse türkiye’ye, daha ne isterim. kapağın üstüne işeyenler için eşşeği suya göndermek, kubura pet atanlar içinse pet atmalarına en azından dokuz ay on gün kadar ara vermelerini sağlamak isterim. opel corsa toyota corona. (bakmayın siz bu markalara, favorim vulva –pardon, dilim sürçtü– volvo’dur.)

şekil a’dakinin dünyanın en ünlü pisuvarı olduğunu bilmeyeniniz yoktur herhalde. marcel duchamp amcamız, bunu içine sıçalım diye değil, sanat olsun diye tasarlamıştır. neymiş, hayat sanatı geriden izlermiş. şekil b ve c’de gördükleriniz ise klozete tüneme esnasında yapılan entelektüel bir etkinliğin gereçlerinden ibaret olup yirmi yıl kadar öncesinden, arkadaşım hakan’dan kalmadır. şekil d’de de “lavaboya sıçan bağyan” adlı dışavurumcu şaheserimizi izleyeceksinizdir.

bourbon hanedanının benim gündelik sıradan maceramdan haberi yoktur elbet. “l’état, c’est moi, mais je n’ai a pas de même lavabo!” dit le roi et le chemin de sa helâ. türkçe meali: “devlet benim ama bir lavabom bile yok!” der kral örnek tümcemiz niyetine ve helânın yolunu tutar. (bok tutar! o zamanlar kralın bokçubaşısı vardı, lâzımlık denen edevata sıçardı frenk hükümdarı ve de rahatladıktan kelli bokçubaşı lâzımlığı sokaktan gelip geçenlerin üstüne boşaltırdı. kral boku kutsaldı o vakıtlar, bugünkü milli piyango güvercininin o kadar uğraşıp didindiğim halde bi türlü omzuma isabet ettiremediği keskin asitli boku gibi.) (güfte: ondördüncü louis & kemal burkay, beste: onno tunç, icra: sezen aksu.)

(helâyı ayrı bir lugat maddesi olarak ele alacak ve kendisine hakettiği leksikolojik ve alafortonfunik değeri verecektik sayın seyircı, lâkin şimdiki kayıp kuşak artık nasılsa lavabodan şaşmaz diye vazgeçtik. mevzu açılmışken burada kapansın bari. küçük yimbeş, büyük elli gayme. peçete bilâücrettir. helâda gelen akıl için telif hakkı talep edilir.)

Reklamlar

8 Yanıt

  1. yahu bu kadar mı hislere tercüman bir yazı olur hafif abicim! ellerinize sağlık, çok mütehassis oldum valla okuyunca.. ben ısrarla “tuvalet nerde?” diye soruyorum mesela restoranda, kafede bazen düzeltiyolar(!) beni düdükler, “lavabo şu tarafta hanfendi” diye!

    dönmek, geri aramak, konfirme etmek de bu son dönem şirket dillerinden beni en çok rahatsız edenleri. en son katılım göstermek diye bi şey sordular çileden çıktım, katılım gösterecek misiniz ne yaa? katılacak mısınız? de işte, havalı mı olmuyo acaba böyle yazınca annamadım ki!

  2. ben bi de trafik polislerinin “bekleme yapma!”sına tilt oluyorum neolitik hanımcığım…

  3. yav bu arada marcel amcamıza ve şu ana kadar bu makalemizi kıraat eden 57 okurcuğumuza ayıp etmişiz; “pisuvar” diyeceğimize “klozet” diyerek, amcamızın sanat eserine. affola, dilimiz sürçmüş.

  4. kilidi ben açtım ahanna kanıtı

  5. özellikle şekil d’ye bittim. ekspresyonizm akımından fırlamış gibi. bu yazıyı “sıçmanın kısa/uzun tarihçesi” olarak da almak lazım. argomuza sahip çıkalım, uymayanları kötekleyelim. lavobaya değil de hacetimiz neyse ona giderken kullanmamız gereken kalıba uyalım! abi 14. Louis’ninkiler milli piyango hüviyetindeyse, Olimpos’un çapkını Zeusinkiler ne olacak, onunki birde gökgürültülü şimşekli falan milletin kesin haberi olur. harbiden Zeus sıçıyor mudur acaba? sıçan tanrı, bir gözü kör edilmiş tanrı(odin) bize ters abi bu tanrılar.
    not: abi yorum beklediklerine beni yazmamışsın kırgınım biline!!!

  6. gregorum kardeşim,

    iki aday elendiler, geriye dilyarası ile sen kaldın. “buraya ilk yorumu yazan kazanır” diye değiştirirsek şartı, ayıp etmiş oluruz. onun için dilyarası’ndan ses çıkmazsa hediye senindir dostum, eğer ki iddia ederse “ilk ben geldim buraya” diye, ispat hakkı tanırız. mamafih o da biraz zor tabii. neticede, sanırsam hediyeyi kaptın gibime geliyor! “gap’ı gaptırmam!” diyen sparta kralı sülü’nün kulakları çınlasın!

  7. hümanistim insandan kaçanım dostum,

    sağolasın.

    zeus bi kükredi mi lavabodan duyulur bittabii 🙂

    notuna karşı not: senin listede olmayışın, o ana kadar adları sayılan ziyaretçilerin içinde olmayışındandı. valla billa başka nedeni yok!

    • eyvallah abi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: