ada sahillerinde bekleyen hicabi bey

ada: minicik bir anagram işte. oyuncak gibi bir kelime, çocukluğumun oyuncakları gibi, sade, elyapımı, mütevazı, organik. iki elin parmaklarından fazla sayıda anlamı var bu güzide tilciğimizin ama sen birkaçıyla idare et bugün hancı. rosinante’ye yulaf ver, sula bi güzel. dostumuzun merkebini de unutma.

efenim bi kere lord byron’ın kızı olan lovelace kontesinin adı, ada. güzellikte eşi menendi yok. üstüne üstlük olağanüstü bir matematik dehası. “bay babbage’in çözümleyici makinesi üzerine gözlemler”in yazarı. “döngü” gibi önemli bilişim kavramlarının yaratıcısı. ilk kadın programcı. aynı zamanda onun anısına ismi verilen bir program dili. hadi bağalım, böyle birine aşık olunmaz da n’apılır yavrım.

sonracığıma, aldous huxley’in, “katılım ve sevecenliğin egemen olduğu bir toplum umudunu” yansıtan romanına/ütopyasına ne buyurulur. (ütopya denir de bu uğurda blog bile açmış olan hafif abi’yle kankası hicabi bey kayıtsız kalır mı ikigözüm!) yokülkelere de ada olmak yakışır zaten. gönüllü sürgünün, unutmak ve unutulmak isteyenin, reddedenin, kendine göre dünyayı yeniden biçimlemek isteyenin serbest vezinli diyarı mıdır ada? deniz zanneder ki adayı çepeçevre sarıyor, ada da o öyle zannetsin ister. yalıtlananın, etrafı çepeçevre sarılanın deniz olmadığı ne malum! denizin denizden bir ada olmadığı ne malum!

uzaklardaki annesinin karnında kasılıp kalan küçümencik kızımın da adıdır ada. (bir zeytin adası. zey… tin… bereketin, çoğalmanın, güneşin kutsal ağacıyla kaplı dağı taşı.) hayatsızlıktan güç alarak ölümsüzlük kanatları takınmış, şiir edindiğim her kedinin gözlerine günışığıyla karşılaşma fırsatı bulamayan kendi bakışlarını miras bırakmıştır. bir aşkın en doğurgan yerinde bir dal kırılmış, bir kurt inine çekilmiş, kıyılar ıssızlıkla nişanlanmışlardır. adı bazen zozimma zoziterato’dur kızımın, metin altıok’un zeynep’i gibi tıpkı. zozo’dur. zapotek’tir. canlar canı, şairler şahı metin abim yoktur ya, kızı vardır. ben, metin abinin “kendinin avcısı” adaşı, her şiirin kırık mısraıyla soluk alan, varım, kızım yoktur. korsan bayrağı dalgalanamayacaktır; moby dick, sevdalı bulut, küçük prens yazılamayacaktır. dört taraf deniz olamayacaktır. “ah kavaklar, acı düştü peşime, ardımdan ıslak çalar”.

ey saki… hangi ada hangi paftada, ot bürümüş gönlümün arsası? harita mühendisleri nereye kaybolmuş bu ölüm şehrinin?

“herkes başkasının adası ölümle ayrılık arasında” der arkadaşım haydar (ergülen), “üzgün kediler gazeli”nde. doğru der, lâkin işte örnek cümlemiz: “herkes kendinin de adasıdır öncesizlikle sonrasızlık arasında.” sular yükselir zamanla. yeldeğirmenleri sislerin ardına saklanır. kılıç yapışıp kalır kınına.

tozunda kaybolmuş bir eşya gerekir yorgun ad’a.

Reklamlar

4 Yanıt

  1. kimisi “ada” sevmez, adada olmak ürküntü verirmiş ruhuna. ben severim.
    ada, yani dört tarafı denizle çevrili su parçası, dört bir yanı olasılık yani!

    • adanın kendisi bir ihtimal, dört yanından öte, sevgili çavdar teyzem… görürsün görmezsin… görülürsün görülmezsin…

    • dört yanı denizle çevrili “su” parçasıymış!
      ne demekse?
      ada tanımına yeni bir açılım getirmişim bu suretle…
      :)))

      • ahah, gerçekten de güzel tanımmış!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: