sesi kısılmış hicabi bey

ses: karşıtından gidelim, daha doğrusu karşıtı varsayılandan/sanılandan: sessizlikten. bir nafile-kavramdır sessizlik, bir boş-kavram. ne sessizlik diye birşey vardır, hatta ne de sessiz’lik. çünkü herşeyin, herkesin bir sesi vardır; varlık sessiz olamaz. olsa olsa es vardır. ki uzun sürmüş/süren bir estir ses dediğimiz de. kesik kesik ünleyen bir sestir es de diyebiliriz pekalâ.

orhan veli, şehri dinlerken hangi sesleri kabul etmiştir içeri, hangilerini cezalandırmıştır işitmeyerek? cezalandırmaya kıyabilmiş midir? yoksa bütün olası sesleri bir “şehir sesi” potasında kaynatıp kaynaştırmak mıydı poetikası, politikası? bir şehri dinlemek kolaydır belki, peki bir adım öncesi? duymak, işitmek bir şehri? ya bir adım sonrası? bir şehri anlamak? beş şehri anlamak? boş şehri anlamak? başşehrini anlamak içinin ve dışının? hişt, hişt! sait faik’e seslenen de kim? sait faik mi seslenen?

haydi geceye gidelim. gece bizi kabul eder. yücegönüllüdür. şefkatini esirgemez bütün gürültüleri bastırır da. gece deyince akan sular durur. gürültüler bir sessizlik krallığının –bu demektir ki en kristal ses krallığının– toprağında utançla saklanır kuytu köşelere. gecenin sesi, hüznün ruhumuzla seviştiği, buna kederin, yeisin ve bun’un da katılmakta gecikmediği, ama sıkıntının bu mecliste yerinin olmadığı anlarda pürüzsüz duyulur. cırcırböceği sesi de eşlik eder bazen, havanın keyfi yerindeyse. ha bir de yaprak hışırtısı.

kolay: sinemadan, tiyatrodan ses derlemesi. zor: heykelden, fotoğraftan, resimden ses derlemesi. çok zor: romandan, hikâyeden, şiirden damıtılacak ses. en zor: gözlerini kapayıp hayattan sağılacak ses…

önce kulak çınlar. sonra beyin uğuldar. daha sonra bir gürültü bir patırtı…

duyulması gerektiği anda duyulmayan ses ne işe yarar? ses midir o sahiden? sessizlik bile değildir. es hiç değildir.

peki kulak yoksa ses de mi yoktur? ya ağız yoksa? ya öteki kulak? ya öbür ağız?

sinestezik olmak isterdim. kalabalık bir 1, sarı olduğunu gizleyen bir mavi, kıpkızıl bir s, soluk benizli bir çarşamba, bakır çalgını bir cins isim, tiz tonlarda dolanan bir üçgen… ama değilim. algı heybemin içi düzenli tertipli. pekiyi almaktan usanmayan bir ilkokul çocuğu gibi.

ses yalan söylemez. söz söyleyebilir, söyler. bu yüzden severim ben sesi. bundandır söze sevgim. tam da bu nedenle hazzetmem sesten, sözden. sessiz sözden, yazılı sesten. geveze sözden, havaya karışan sesten. söz sesin çorbasıdır derler, yalan. söz sesin gem vurulmuşudur olsa olsa. gem vurulmasından hoşlanmam. uçar kaçarım. düşerim. yankılanırım. yankı, sesin afacan ruh ikizidir. uçurum, dağ, nesidir? bütün bunlar bir yana, kağıtla sevişen kalemin haz dolu sesi… “doğurgan ses” diye birşey uyduracaksam bundan alâsı mı olur!

su sesi, para sesi, kadın sesiymiş… peh! ses sese karşı! suyu karıştırmayın, o en duru sestir zaten. cansuyudur sesimizin. kadının sesiyse önden gider, su ona yetişemez. para, paralamak’tan geliyordur, kendisi yetmezmiş gibi bir de sesi ha! paramparça olmamızın sesi.

gelelim imlâ işaretlerinin sesine –ille harflerin sesi olacak değil a. nokta: buyurgan bir ses. virgül: telaşlı. soru işareti: bilgece. ünlem işareti: muzip. bunları biliyorsunuz, niye diziyorum ki sıra sıra! harflerle imlâ işaretleri de yetmezse gerisi size kalmış.

arada örnek cümlemizi verelim: “en güzel sestir nefes, nefh-i es.”

gökten her zamanki gibi üç elma. bir: öndeki kovaya düşen kesik kafanın kovaya düştüğü anın sesidir aşk. giyotin ve meydan binlerce yıldır oradadır öylece sanki. çıt çıkmıyordur. yine de işiten kulak, o uğultuyu duyar. iki: ölüm, sesin’i kesebilir mi sevgili kraliçem? üç: ölüm, kes ses’ini artık.

(*) lhasa de sela, “what kind of heart”, lhasa.
(**) okuma parçası
ödevi veriyorum size bu konuyla ilgili.

Reklamlar

6 Yanıt

  1. […] henüz yayımlanmamış bir kitaptan, 2010. (*********) bu konuda başka bir yazı için bkz: şurası. (**********) müzik, sırasıyla: sade, “the sweetest gift” ve “by your […]

  2. Ben de bugün sesler üzerine düşündüm ne tuhaf. Bir otobüsün camından bakarken ölüm sessizliğine bürünmüş bir kasabaya “insan sesinin şehirleri şehir yaptığını” düşündüm. o garip soğuk havada evlerine kapanmış insanların kış gelince şehirleri öldürdüklerini bir de…

  3. hafif abi’ye bakmıştım?

  4. Efenim siz kederli, hüzünlü bir söylemden hoşlanmadığınız için ve Hafif Abi de bugünlerde Metin Bey’den ziyadesiyle etkilenmiş olduğu için azıcık gölgede kalmayı yeğledi.

  5. hoşlanmamak demiyeyim metin bey, yuvarlanıp gitmemek elde değil bazen, yapacak birşey yok. sadece öyle gözükmesine üzüldüğümüz insanlara kendi çapımızda “hadi uzatma, neşelen” demeye çalışmaktır meramım.

    ben de yazsam arada diye düşünüyorum ama yapışıyor benim üstüme, uzatıyorum. yoksa kelin merhemi olsa, ohhoooo o.

  6. Efenim meramınızı anladımdı ve çok da duygulandım. Sağolun. Geçenlerde de Çavdar Teyzem “siz bu kederi ütülü kıyafet gibi geçirdiniz üstünüze, pek de düzgün görünüyor maşallah” dediydi. Aslında hüzün de keder de işlevi olan duygular, insani şeyler ama kronikleşmesi pek de iyi sayılmaz şüphesiz. Bakalım, hayat çizgim beni ne zaman sürekli bu duygulara misafir olmaktan uzaklaştıracak, ben de merakla izliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: