hicabi bey’in durup birşeyleri dinleyişi

yağmur (2): söylenememiş sözlerin masumiyetini kuşanır da arındırır yeri yağmur. sonrasıyla da sarar, kucaklar, fena yaşantıları olmamışlığa büründürür.

semt pazarlarından ardakalan sebze döküntüleri gibidir yağmur sonrasını özlemek. sabırla, metanetle gelecekteki sahibini bekler. o sahip öyledir ki utanır herkeslerden, eğilip de yere, topladığı için soluk, buruşuk döküntüleri. akşam olmasını bekler, havanın kararmasını. daha da, daha da kararmasını. zifiri zından olmasını.

yağmurdan uzak duranlar, içteki, içerideki, için ta dibindeki kiri ölesiye unutmamak istemekten mahçup düşerler. onlara acınır elde olmaksızın. dünyanın pası kirletmesin diye ondan da uzak tutmuşlardır parmak uçlarını. tetanozdan sakınmak için ruhlarının eldeğmemişliğini. bilirler mi ki demir demiri keser, bilmezler mi ki çivi çiviyi söker. yağmurun antipas tabakası üzerine bir kat: yağmur sonrasının parlak turuncusu. bir kat: yüzünü cömertçe gösteren yağmur sonrası güneşinin aristokrat duruşlu sarısı. ve son kat: anıların, sepya fotoğrafların, uzun yürüyüşlerin gecikmeli terkediş cevabının acı kayısı çekirdeği tadı.

yağmur burar. yağmur sonrası, burukluğu gidermeye çalışır. tam ikisinin arasında kararsız, kalakalırsın. seçsem mi? neyi seçsem? sessizce toprağa karışmanın çocuksu ihanetiyle iliklerine kadar sırılsıklam olmayı mı, her bitişin bir başlangıca tekabül edişinin apaçık, pervasızca apaçık, müdanaasız gerçeğiyle yüzleşmenin duru, esanssız, yalın halini mi?

yağmur: mercedes sosa’nın sesi.

yağmur dindi mi? bilmem. uğur‘a, ceylan‘a sormalı onu.

ölülerin ölülere yol gösterdiği resmedildi. yitiklerin yitikler peşinde koştuğu yazıldı. cümlelerin bağışlanması imkansız birer cürüm olduğu kayda alındı. yağmur, düzgün ve arık ifade arayan ruhların çatlak, kayaç toprağına bütün yağış biçimleriyle tahkiye edildi. bundan ötesi, yağmur sonrasının ozonlu, serin havasının yerini bırakacağı bildik havaya açılan klasik, sıradan, sıkıcı bir serüvensizliktir. yazmaya gerek yoktur. kendini yazdırmaz da zaten.

yağmur mu, pardon? ne dediğimi unuttum gitti. unutmanın temizleyiciliğine sığınırım (bazen). hımm, ne diyordum… dur, düşüneyim. ah, evet, işte böyle de ak paktır yağmur.

sonrasıyla, öncesini yıkamışlığıyla. ipeksi bağışlayıcılığı, şefkatli görmemezliğiyle.

“ağla yağmur, kana karış.”

Reklamlar

9 Yanıt

  1. Yagmur yikar.

  2. Hoşgeldiniz. O dediğiniz, üçüncü bir yazının ta kendisiydi, benden önce davrandınız!

  3. Dinecek gibi değil bu yağmur…

  4. Evet…

  5. Bir önceki maddedeki gibi alçakların borusu öttükçe daha çooook Uğurlar, Ceylanlar kurban verilir… Yazık bu ülkeye, çok yazık.

  6. Bu arada, deplasmandan döndüm. Azıcık zihnimi toparlamam lâzım.

  7. o kadar çok şeye yazık ki hafif abim! hatta ben yağmur olsam, and olsun yağmam bu topraklara. çünkü bazı yerleri arındıran yağmur, bazı yerleri de çamura bular. ve daha fazla çamura ihtiyaç yok burada.

  8. not: sizin kitaba (sel yayıncılık) bugün bakındım, bulamadım. ama bir yer daha var bakacağım. haberleşiriz.

  9. Bilmedim,bilemezdim.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: