hicabi bey’in gözleri kapalı

istanbul: roma’nın başkenti. pasaklı kraliçe. tiyatro kulisinde helâ bekçisi olmuş primadonna. ömrümün neredeyse yarısını yemiş olan ahlaksız ve fakat soylu mu soylu kadın. şimdi senin sadece o güzelim isimlerini saymaya kalksam iki saat sürer. sana dün bir tepeden baktım ey aziz istanbul (valla billa! kuzguncuk taraflarında. iftar sofrası şahaneydi anasını satayım. iki amcadan biri akordeon çalıyordu, ötekiyse hem keman cızırdatıyor hem de beyefendi sesiyle şakıyordu. üstelik en sevdiğim şarkıyı: “şiiiiiimdi uzaklardasııııııın, gönül hiiiiicranla dooooolu.”) cumhuriyet tarafından iğfal edilmiştin. roma ve osmanlı kompleksli şu bildiğimiz cumhuriyet var ya canım hani, işte onun tarafından. olmadık zamanda gözümüze takılan at tarrağı estetiğinde ışıklandırılmış köprünle nasıl da ayyaş heriflerinden yaka silkmiş mahalle karılarına benziyordun öyle. utandım, yerin dibine geçtim ey aziz istanbul. zaten gündüzden tepem atıktı. küheylan numarası çektiği beyaz tay’ına binen, gugukçul şanlı süvarinin kapatmasıydın sanki. kendisi engürü’de ikamet eyliyor ve biz serflerine, kölelerine buyuruyordu östaki borularımıza doğru tükürükler saçaraktan gerdan kıraraktan: “patagonya, birinci sınıf temokraaasiye layık değildir lan bidon kafalı spartalılar!” ah istanbul vah istanbul, sonradan görme bu güdük orta patagonya kasabasını n’etmeli n’eylemeli sence? atem tutem men seni, söğüt dalına manda edem men seni mi demeli? ingiliz sömürge valisi zihniyetine ne zaman dur diyeceksin istanbul? seni patagon yarımadasına versus ilan eyledilerdi, yalandı, yalan olduğunu biliyordum, ben biliyordum da bildiğimi söyleyemiyordum ey aziz istanbul. şişeden çıkan cin, tüpten çıkan ipanayla dişlerini fırçalamaya başladı nihayet. ve ben seni çok seviyorum ey aziz istanbul. özel hayatımın ağzına sıçtınsa da mühim değil. ben senin kusuruna bakmam ey aziz istanbul. ortasından deniz geçen büyülü şehir. pistanbul. histanbul. giztanbul. “senin istanbul‘un sana, benim istanbul’um bana.” (neydi ey okurcuk, bu tümcenin aslı?)

Reklamlar

19 Yanıt

  1. Akordeon çalan amca piç ediyordu şarkıları, o başka.

  2. Bi de “gız sen Isdambıl’ın niresindensing” diye bi kitsch vardı, di mi ey kari? Gız cevap viriyodu: “Ananın damından.” Diyalog böylece sürüp gidiyordu sanırsam.

  3. …Yok yok, dün akşam diiil tabii ki.

  4. A tabii ki bi de “Üç İstanbul” vardır. Mithat Cemal Kuntay amcam yazmıştır, güzel yazmıştır. Bizim Orhan da güzel yazmıştır ayrıca. Engürü’nün en güzel şeyinin ne olduğunu da unutmamak lâzım bi de bi de.

  5. Kendin çal kendin oyna mı yapıyoz burda? Ben buradayım, sen neredesin ey muhterem kari?

  6. bence pistanbul üstadım. ha bi de ben yokum aslında.

  7. Burda bu zebbah İstanbul’a güzelleme yaptıysa da şu abiniz, bakmayın, yalan. Bi saniye durmaz, kırar zincirlerini çeker gider imkân olsa Gülsarı.

  8. Hem ben var mıyım sanıyorsunuz sevgili Joacan. Oğuz abimizin kulakları çınlasın.

    • Bu şehr-i istanbul ki; bi misl ü behâdır.
      Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır.
      Bir gevher-i yekpâre iki bahr arasında.
      Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır.
      Altında mıdır, üstünde midir cennet-i âla?
      El hâk bu halet bu ne hoş ab-u hevadır.

      Bu şiiri malum, Atlantis’ten Gelen Adam yazmış selden sonra.

  9. Heh heh! Sevgili Us beyim gelmiş. Ne güzel. Us beyi diil, uç beyi o. Kırk yılın başı mekanımızı şereflendirdiğinde sevincimizden yerimizde duramıyor, zıp zıp zıplıyoz.

  10. “Alnin sicak mi degil mi biliyorum,

    Dudaklarin islak mi degil mi biliyorum,

    Kalbinin atisindan anliyorum.

    Istanbul’u dinliyorum.”

  11. Ekmekçikız Hanımcıım la beraber bir Rufus Wainwright konserine gitmiştik, (kıskandırma mode on :)) işte orda Rufus amca köprünün ışıklarından bahsedip, “your gay bridge” demişidi. Ne güzel de isabet buyurmuştu.
    İpne köprülü İstanbuul..

  12. He walla. (Ha bi de gısgandım gene.)

  13. Şu ışıklandırma şeysini ben yeni gördüm, tepemin tası attı, hiç dikkat etmemişim, nasıl iğrenç renkler fosforlu fosforlu, bir de renkten renge geçiyor, güya atraksiyon yapmışlar, ne biliym şehirarası otobüslerin gece yanan mavi mor ışıkları yahut seksenlerden kalma izbe bir disko, salaş bir taverna gibi… bir tepesinde şu yanar döner ışıldaklı toplardan eksik… 20lerde, 30larda şehirde ağaç mı olurmuş deyip yaşları kendilerinin tüm soyunun sülalesinin yaşından fazla olan o canım ağaçları çatır çatır kestiren zihniyetin torunları bunlar, afferim size, şehirde ağaç olmaz ama gay bridge olur, geçin karşısına seyredin şimdi.

    benim dinim bana, senin dinin sana mıydı hafif abi beyciğim?

  14. Elestirel Gunlugun gozleri faltasi gibi acik… Istanbulu da dinlemiyor ustelik…

  15. Singapur kerhanesi gibi olmuş köprü.

    @Virgiliıus
    Şiir muhteşem oldu hocam.

  16. Eleştirel kardeşim buralarda sürtmezse bizim gibi, tabii ki gözleri de faltaşı gibi açık olur, İstanbul’u da duymaz kulakları…

  17. Evli Bey, valla tam üstüne bastınız!

  18. Passive II Sultanım, demek hepimizin içine dert olmuş ki köprünün cıncık cıncık ışıklandırması, tek onu konuştuk…

    Ve evet, oydu örneksediğimiz tümce.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: