hicabi bey’in bir insan kişi olarak portresi

Aralık 23, 2009 - 8 Yanıt

acı: şöyle birşeydir:

daha örnek cümleye mörnek cümleye gerek var mı? cevap: yok.

hicabi bey ff mahallesinde salyangoz satarkene

Aralık 22, 2009 - 31 Yanıt

friendfeed: pakize suda’nın tabiriyle “internetcan”ların sosyalizasyon ortamlarından biri. ben pek geç keşfettim. arkamdan ittiler havuza, lâkin sormadılar havuz problemi çözmesini bilir misin diye. havuzu dolduracak vanayı açıyorum, terkos suyu ip gibi akıyor ama tahliye deliği fil hortumu gibi mübarek, nasıl çözeyim ben bu problemi. bi kere girmiş bulunduk sınava, boş kağıt verip de çıkamıyorum aq. üstüne üstlük, twitter alemine de aktık marifetmiş gibi. fekat ben bu twitter şeysini “az önce sıçtım. çetin altan’ın tahkiye ettiği üzre kol gibiydi. bu olgunun muhtelif tarihi, içtimai, iktisadi sebepleri vardır.” şeklinde özyaşamöyküsel kesitlerle doldurmak istemiyom. laforizmik manevralarla felan kendimi eğliyorum, o kadar. ff’e gelince, orada da bi halt ettiğim yok pek. üj bej layklama, bir iki laklak yetiyor, fazlası bünyeye zarar. ha bi de bu blog yazılarının haberi çıkıyor orada ki o beni illet ediyor işte. çünkü millet zahmet buyurup da buralara kadar gelip yazıları okusa bile ayağına diken batan karga misali oraya koşar adım dönüp “beğendim” deyu layklama yapmakla iktifa ediyor. ulan laykından bana ne, insan kapımızı çalmışken hiç değilse beğenmedim diye iki satır karalasa dili mi kopar yani, o kadar mı değerimiz beş para? sonracığıma, burada biz bizeyiz neticede, dostlar alışverişte görsün de yapmıyoruz; hem birbirimizi çeşitli yönlerimizle olabildiğince bir bütün olarak tanımaya çaba sarfediyoruz, hem de hayata bakışımız, kişiliğimiz, beğenilerimiz, tutumlarımız, şuyumuz buyumuzla duruşumuzu, rengimizi adam gibi belli edebiliyoruz. orada yok öyle şey. zırt bi afili cümle. pırt bi görsel. oldu da bitti maşallah. ve gelelim zurnanın son deliğine. burada karakterinden ve dünya görüşünden hazzetmeyeceğim zevatla vakit öldürmek gibi manâsız işler peşinde koşmuyorum. orada öyle değil, kurda kuşa yem olmanız an meselesi. ne gerenk var, zaten “gerçek” hayatta uzak durmak için elden geleni yapıyorum o tiplerden, kendi ellerimle sepeti doldurmak da neyin nesi oluyor. şimdilik aklıma gelenler bunlar muhterem kari. biliyorsunuz bu zımbırtıların ağababası “yüzkitap” dediğimiz ucube şey. ben işte ona bulaşmamayı başarabildim, kendimle gurur duyuyom. ha, unutuyordum söylemeyi: benim bu mendebur ff’den kazancım da olmadı değil, meselâ özgür bey ve hakkı bey. ff’i öldürelim, hakkını yemeyelim.

bugünkü örnek tümcemiz inculazca. ”friendfeed is a straw rick in deed, said mr. brown.”

hamiş: beni seven kuzucuklarım ff’den filan uzak dursun. huzur blogistanda!

hicabi bey’in kısır partisi

Aralık 21, 2009 - 10 Yanıt

kısırdöngü: döngüler üç çeşittir kuzucuklarım: kısırdöngü, verimli yahut üretken döngü, bi de garip döngü. döngünün verimlisini/üretkenini hepiciğiniz bilirsiniz, üzerinde lakırdı üretmeye lüzum yok. kısırdöngü deyince benim aklıma sevgili devletşah hanım’ın nar ekşili kısırdöngüsü -pardon, kısırı- gelir. kısırdöngü demek, kısırı yedikçe yan cephelerden dünyaya doğru hamle yapmak, hamle yaptıkça daha çok kısır yiyesi gelmek demektir. adı üzerinde, kısır bi döngü işte. kısırdöngü zararlıdır. niye? çünkü bildiğiniz üzre bütün güzel şeyler zararlıdır. bazen ben mi kısırı yiyorum, kısır mı beni yiyor bilemiyorum. gerçi benim ensel genişleme gibisinden bi sorunum yok, tahtaya vurulası.

gelelim üçüncü döngü çeşidine. ismiyle müsemma, garip bi döngüdür kendisi. meselâ patagonların cengâver ruh taşıyanlarıyla dağpatagonlarının cengâver ruh taşıyanları birbirini besleyip semirtiyor yıllardır. biz tabii aynı irtifadan bakınca bi bok göremiyoruz, sanıyoruz ki işte birbirlerini pataklıyorlar. n’ayır nalan, birbirlerini pataklar gibi gözüküyorlar ama birbirlerini şekillendiriyorlar, birbirlerini besleyip semirtiyorlar. escher beyamcamızın “çizen eller”i gibi tıpkı. onlar denk seviyedeler ve epistemolojik bağlamda bir paradoksal vaziyet yaratmaktalar. birinin seviyesinden ötekinin seviyesine pinpon topu gibi savruluyor ve fakat işin içinden çıkamıyoruzdur. halbuysam yüksek bir irtifadan baktığımızda o paradoksal durumu, o garip döngüyü aşmamız an meselesidir. birbirini çizen elleri de çizen bir el var çünkü. escher beyamcamızın görünmeyen eli. (piyasanın görünmeyen eli diil, onunla karıştırma muhterem kari.) yanisi neymiş canımcım? türkiye türklerindir bla bla gazetesinin asimetrik psikolocik medyalamasını siktir edip olanbitenlere yüksek irtifadan bakmak iktiza edermiş. yoksa beynimiz birtakım beyazpatagonların beyni gibi kuruyup kalırmış ve öyle bir beyinden turşu bilem olmaz imiş. garip döngülere bu garip ismi verenin kimliğini de açık edelim de malumatfuruşluğumuz eksik kalmasın di mi? douglas hofstadler nam zatın hükelâlığı bu. yalnız, yüksek irtifa dedikse size dağcı olun, astronot olun falan demedik yani. biraz felsefe, biraz vicdan, biraz sağduyu, bir miktar tarih bilinci, azıcık sosyoloji bilgisi, bi gıdım siyaset psikolojisi, bi tepsi baklava -pardon, ekonomipolitik-, bir ölçek davul tozu, bir ölçek minare gölgesi yeterli. yoksa dünyanın yuvarlak olduğunu anlamak için hankımızın parası yeterdi uzay turizmine?

gelelim geçen yazdığımız maddemizde saklı yarışmamızın sonucuna. ecem joa tam üstüne basmış, döngünün geometrisini asimetrikleştirmiş! çavdar teyzem etrafından dolanmış çalının ve fakat epey enerci sarfetmiş. serap hanım sırf üstün çabasıyla bilem övgüyü haketmiş. canım talisman aplam beni canevimden vurmuş. seyyarat hanım’la melek hanım’sa en azından sınav salonundan içeri teşrif buyurma nezaketini göstermişler. bu durumda, lugatimizi mendebur ff’den okumakla iktifa eden ve hatta bi de utanmadan layklayan mel’un okurcuklarımızı hediyemizden mahrum bırakmayı bir zevk addediyor ve ismini zikrettiğimiz kıymetli dostlarımız arasında kur’a çekmeyi münasip buluyoruz. gelgelelim nasıl olacak bu iş? onu bilemiyorum ve köşeme çekilip üzerinde düşünmeyi tercih ediyorumdur. en kısa zamanda birinize gökten bi elma düşecektir. elmanın cinsini cibilliyetini saptadım efenim. ya nasip.

demek ki neymiş? escher beyamcamızın o eserlerinin hepsi de birer garip döngü görselleştirmesiymiş.

örnek tümcemize geldi sıra muhterem kariin. “bir sonraki cümle yanlıştır. bir önceki cümle doğrudur. kısırdöngü bunun neresindedir? kısırının lezzetinde midir? müdür müdür müdür?” (elcevap: bu, kısır değil garip bir döngüdür. ne lan bu kısır merakı, ne obursunuz canımcıklarım siz öyle!)

bulmaca delisi hicabi bey

Aralık 18, 2009 - 20 Yanıt

bilmece: bulmacanın kızkardeşidir. eskiden buna dirseği ve göbeği nar gibi kızarmış kömür sobası -yok yok, içinde soğan kebabı yapılan bir kuzine-, kızarmış kestane, sobanın yanındaki minderine kıvrılmış başka tür bir kebap yapan evsahibesi kedi filan yakışırdı. o günler geçti. şimdi milletin bilmeceyle bulmacayla uğraşacak vakti de hali de yok. kocaman bir bilmece-bulmacanın fanusu içinde havasızlıktan boğulup geberiyoruz zaten, bi de ıvır zıvır bilmeceler bünyeyi aşar canımcıklarım. milli bilmecemiz şudur: marduk denen dış mihrak, siktirici dünyamıza çarptığında şu bizim ittihat terakki iktidarının kılına zarar gelirse ne bok yiyeceğiz? bunu düşündüğümde içim titriyor, nevrim dönüyor kuzucuklarım. uğraşıp didinip yüz yıl boyunca üstüne titrediğimiz iktidarımızı ne idüğü belirsiz kıçıkırık bir dış mihrak mı cebren ve hileyle darmadağın edecek ha, söyleyin. tersanelerimiz ne olacak pekü? neyse, az daha kederlenirsem şayet, safiye ayla diyzemizi sahneye davet etmek zorunda kalıcam. iyisi mi ben size daha basit bilmeceler sorayım. meselâ benim pek sevdiğim bir san’atçi vardır: escher. işte bu abümüzün “resim galerisi”, “çıkanlar, inenler”, “çağlayan” ve artık görsel bir klişe haline gelmiş olan pek menşur “çizen eller” isimli eserlerinin ortak hususiyeti nedir? bilmecemizi doğru cevaplayan okurcuklarımın en aculuna bi hediyem olacak. sanal manal değil ha! hadi bakem, saksılara tavşan gübresi!

örnek tümcemiz bu defa bir cıngıldan alıntı. cıngıl nedir derseniz ona da sıra gelecek, merak buyurmayınız.  “– bir bilmecem var çocuklar / – boşuna sorma, biliyoz.”

hicabi bey megara yolunda

Aralık 14, 2009 - 10 Yanıt

prokrustes’in yatağı: yunan mitolojisinde adı geçen, bir adı da prokrastes olan haydut bi tipin zamazingosu. bu mel’un mahluk atina ile megara yolu üstünde, eleusis yakınlarında yaşamış ve vakterende atinalı kahraman theseus tarafından gebertilmiş. aşşağılık herifin biri kısa, diğeri uzun iki demir yatağı varmış; gelen geçen yolcuları bi güzel soyduktan kelli kurbanlarından kısa boylu olanları uzun yatağa yatırıp bacaklarından çeke çeke uzatır, uzun boyluları ise kısa yatağa yatırıp yatağa sığmaları için bacaklarını kesermiş. işte bu yüzden, haydutlukla yetinmeyip insanlıkdışı bir katılık ve sertliği benimseme zihniyet ve uygulamasının adı olmuş “prokrustes’in yatağı” lafı.

ayrıca, distopik bilimkurguların büyük ustası stanislaw lem’in “gelecekbilim kongresi”nde hikâye ettiği prokrustik anonim şirketi’nin ismi de bundan gelir.

ve ayrıca… patagonya nam şirin bir melmekette yüz yıldır hüküm sürmekte olan, höztürgçesiyle ifade buyurursak “birlik ve ilerleme” adıyla kendini vaftiz etmiş bir oligarşinin de zihniyet ve uygulama olarak bu yorgan-döşekten, dahası onu geçtik, prokrustik anonim şirketi’nden hiçbir farkının olmadığını ileri sürmektedir na-embedded yakın-tarihçiler. ben onların yalancısıyım.

theseus da lugatimizin bir maddesi olarak karşına çıkacaktır helbet ey muhterem kari.

şimdi sıra örnek tümcede: “patagonya amayasa nahkemesi başkanını kutlayan george p. symington hazretleri, ‘yüksek yargımızın cansiperane desteği olmaksızın yüce psikimokrasimizin bekasını sağlamak mümkün olamazdı’ şeklinde beyanatta bulundu. sözlerine devamla, ‘farmakokrasi, mutlak kaypakrasi üzerine kurulu psikimokrasidir değerli vatandaşlarım ve eğer bizim maskotlarımız ve süperneomaskotlarımız olmasaydı, yüce psikimokrasimizin zihniyetsel ve uygulamasal temeli olan prokrustes’in yatağını gerçekten de prokrustes’in yatağı olarak algılar ve o yoldan adımınızı bilem atmazdınız. yaşasın acı gerçekleri ruhunuzun bile duymamasını sağlayan hakikatliamsal rejimimiz.’ hazretin sözlerini kuvvetle alkışlayanlar arasında, chf umumi reisi ve hergelekon avukatı haykal, yardımcısı bahçevan, patagonya patagonyalılarındır gazetesinin kaptanı hertuğrul ve dağpatagonu hemine aynasız özellikle nazar-ı dikkatimizi celbediyordu.”

çağdışı hicabi bey

Aralık 5, 2009 - 10 Yanıt

çorba: sanırsam domuz gribi oldum –geçen sefer de öyle sanmıştım, ne tesadüf. kitabımın son tashihlerini yapayım diye hasta hasta ajansa geldim, gelmişken de kıymetli lugatimize iki madde daha kazandıralım diyordum ki mabadımın yemediğini farkettim. (bakın kıymetini bilin, bugün nasıl da kibarım, mabadım falan.)  ”çağdaş” ve “tren” maddelerini girmeyi planlıyordum. sonra belki bi de “çağdaş tren”. olmadı, oldurmadılar, oldurtturulamadı. neyse, borcumuz borç. madem ki hastayım, çorba içeyim dedim. malum bir markanın acılı domates çorbasından. kupta hazır çorbadan ne hayır gelir adama. gelmedi de netekim. ve bi tesadüf daha vuku buldu, bir kitabın arasından yıllar öncesinin bir notu düştü. üstünde çorba tarifi, bak sen şu işe. hâlka hizmet hakka hizmettir düsturundan hareketle siz muhterem kariin içün kendimi paralayıp buraya aktarıyorum. lugatimizin lezzetine lezzet katmış oluyoruz hem, fena mı. “çağdaş”larımız biraz bekleyedursunlar yan masada. kıymetimi bilin, beni üzmeyin, yorum yapın, ff’de layklamakla yetinmeyin, beni şımartın, hastayım bak.

tarife geçmeden örnek tümcemizi de verelim, aradan çıksın. “bir gorbaçov bir gorbaçov’a gel birader beraber bi çorba içelim demiş. tam içeceklerken üzerlerine berlin duvarı yıkılmış. şirin beldemiz patagonya’mızın saatleri de tam o saatte durmuş. şimdi pil taktık, sanki gıpraştı gibi yelkovanla akrep.”

150 gram kurubamya tedarik edeceksiniz mevlâna türbesi’nin oradan bir yerden. havlu arasında ovuşturacak ve çöplerini eleyeceksiniz. kırk yıllık mahalle kasabınızdan 300 gram kuşbaşı et isteyeceksiniz, sizin nazınız geçmeyecek de kiminki geçecek. iki orta boy soğansız olmaz, ona göre. geçen semt pazarından hakiki değilse bile hakikimtırak tereyağ edinmişliğinizden haberim var, işte ondan göz kararı 50 gram kadar tereyağ lâzım bize. tatil dönüşü ayvalık’tan getirdiğiniz zeytinyağından da iki yemek kaşığı ayırın. iki adet çili biberi de unutmayalım bu arada reca ederim. geriye ne kaldı? birbuçuk kaşık halis muhlis ev yapımı domates salçası ile  birbuçuk çay kaşığı limontuzu. yarım fincan suda eritin limontuzunu. (bana kalsa limonsuyu kullanırdım ama bana kalmamış.)

malzemeler bunlar muhterem kariin. şimdi eylem zamanı. tikkayt, ikinci tekil şahıs kullanıcam, her tümceden birer hece tasarruf olsun diye.

n’evet, başla! yağı ve soğanı birlikte kızdır. soğan pembeleşmeden saydamlaştığında eti koy tencereye, ocağın ateşini yükselt (monica belluci görmüş metin bey’in vaktiyle ateşinin yükseldiği gibi). baktın et kavrulmuş, salçayı ekle. salça yanmadan kavrulduğunda ise salla içine çili biberi. o yoksa bir miktar acı salça da olur yerine. etler az daha pişsin. boş durmak yok bu arada, bamyayı haşla. etler pişince bamyayla halvet olsunlar. baktın orji çığrından çıkıyor, o vakit müdahale et. bu iş tamamdır. servisin hemen öncesinde limontuzunu oyuna sok. gerekirse bir dilim limon da eklemende sakınca görmemekteyimdir.

afiyet şeker olsun. şu zavallı garibe bi tas ayırmadığın için boğazında kalsın inşallah.

ikinci çoğul şahısla bitirelim: püf noktasını çaktınız mı? konya nam antiçağdaş, örümcek bağlamış, ameriga’nın elliüçüncü eyaleti olmaya niyetli, fetullahçı, sorosçu, gerici, cümhuriyetimizin kazanımlarına kazan kaldırmış, domuz gribine uğrayasıca melmeketin bamyası olacak, onun da tazesi değil, kurusu. değilse bi halta yaramaz yaptığınız şey.

hicabi bey’in sünnet düğünü

Aralık 1, 2009 - 11 Yanıt

pipi: insanlık tarihi boyunca değeri tam olarak bilinememiş tek şey dersem abarttığımı sanacaksınız ama valla billa öyle. nereden geldiyse şimdi aklıma, felemenk diyarındaki nijmegen üniversitesi’nde koca koca proflar derse girerken ıslıkla bir şarkı tuttururlar ki sözleri aha şöyledir: “eva o lief, o zoete hartedief uw blauwe oogen zyn wreed bedrogen.” türkçe mealini de istersiniz siz şimdi: “eva oh aşkım, oh tatlı sevgilim, mavi gözlerin zalimce aldatılmış.” adamlar dertli belli ki. ya ortada karışık bir aşk üçgeni var, ya da özeleştiri mekanizmasını çalıştırıyorlar. laf aldı başını gidiyor, iyisi mi biz sadede gelip tarif verelim. pipi dediğiniz kıymeti bilinmedik şey aslında soyut bi varlıktır, gözle görülür ama elle tutulmaz. 9,856′dan biraz büyük bişeydir (amma da muzırlığa işliyor kafanız, cm filan değil birimi). öff, uğraşamayacağım sizinle sabah sabah, bayramertesi sendromum üzerimde zaten. kısa keseyim: bildiğiniz pi sayısının karesi işte. bir sayıyı kendisiyle çarparsanız karesini elde edersiniz –tabii ilkokul örtmeniniz size iyi belletmişse vaktiyle bunu. pi sayısınca pi (pi pi), pi kere pi, yani pikare, yani deminki sayının birazcık büyüğü. ne kadar büyüğü? işte orası meçhule doğru uzanır, sonsuz bir meçhule. kimsecikler şimdiye dek işin içinden çıkamamıştır desek yalan olmaz. pipi değil ama pi delileri iki cinstir: birinciler hesaplamaya, ikinciler ezberlemeye meraklıdır bunu. bu ikinci türden delilerin yüzü suyu hürmetine envai çeşit belleteç uydurulmuştur. işte yukarıda az sonra dersine girecek olan profumuzun ıslıkla çaldığı şarkının güftesi de öyle bir belleteçtir aslında. burada boş boş konuşmuyoruz gördüğünüz üzere. “kafanızın çevresini ölçüp pi’ye böler ve en yakın 1/8 inçe yaklaştırırsanız şapka numaranızı bulursunuz. tümcemizin ilk tilciğine metafor san’atini uygularsanız tümcemiz işte o vakıt vatana millete faideli örnek bir tümce olacaktır.”

(unutmadan: demin hepiciğinizi kandırdım, nihahha. o çarpma işlemini yapamazsınız. çünkü o işlemdeki malum çarpanı kimse şimdiye kadar bulamadı ki siz bulasınız! bi daa dikkatli olun, gökte de kuşlar uçuyor.)

hicabi bey iki başına yürüyor

Kasım 21, 2009 - Bir Yanıt

behçet necatigil: hep itten uğursuzdan bahsedecek değiliz a, azıcık da adam gibi adamlardan bahsedelim. hem lugatimizin de kendini sağlıklı ve şen hissetmeye ihtiyacı ve hakkı var, di mi ey okurcuk? aha, olabilecek en güzel maddelerden biri: necatigil. emme velâkin biliyorsunuz ki bu lugat son derece öznel bi çalışma. nesnel bilgileri anabritannica’da, olmadı vikipedi’de arayın, ben şimdi bu büyük adam hakkında bilgi milgi vereceğim sanmayın. hadi bi sade kahve, ya da acı gelirse orta kahve pişirin kendinize (sakın neskafe içeyim demeyin, necatigil’le gitmez, ayıptır günahtır) ve bir yudum, bir satır, bir yudum, bir satır hesabı okuyun. sonra da doooğru kütüphanenize, artık hangi kitabı denk gelirse. aşağıdakini örnek cümle niyetine de okuyabilirsin kıymetli ahalim.

behçet necatigil ferah bahçeli
bir şiirde otururdu, beşiktaş’ta
arada bir iskeleye iner
tütün içerdi

ne zamandır her geçişimde vapurla karşıya
dönmek nedir bilmem bir türlü
tuğla tuğla sessizlikle ördüğüm
ruhumun loş, kuytu avlusuna
sanırım ki beşiktaş silme şiir silme necatigil
sanırım ki tütün bana da iyi gelir

dersim’in içi çarşı, onör’üm coşturuyor arşı

Kasım 20, 2009 - 4 Yanıt

onör d’öymen: “dersim” derken yanlış anlaşılmış bir kişidir kendüsü. beyefendi tam “ders’imi çalıştım ben örtmenim” diye bi tümce kuracakken lafı ağzından alıyonuz, adamcağızı führer’den beter ediyonuz, sizinki de iş mi canım. gerçi tümcesinin devamı “ananızı diktik, gene dikerüz icabı halinde şoför mahallinde” kıvamında geliyor ama olcek o kadar artık. ulu önderinin arkasına saklandığını sanıyorsanız da aldanıyorsunuz, sri lanka’daki analarla devam etmiş, kesmemiş dersim’in anaları onu (o kesmiş tabii, söylemeye ne hacet). zatıalisine altın madalya takıcam, alnından şappadak öpücem, yaptığı bir devrimdir, “gerçeklerin kötü bir huyu vardır; bir gün ortaya çıkıverirler” aforizmasının doğruluğunu bize bir kez daha hatırlatıverdi. şirin beldemiz cennetimiz patagonya’mız onun sayesinde en bi masal masallar diyarı olmaktan bir çırpıda kurtuldu. kuşum ertuğrul’umun ödü kopmuş baksanıza, “lan n’aptın sıçtın onörcüm” diyo. kaptanım ertuğrul’umun bi yerleri sinyal veriyosa acı acı, bilelim ki umut vardır ülkemiz için. onör‘ümün kaşları kare / selam söylen o yare / alev alev yanası / anası ağlayası //  dersim’in içi çarşı / onör coşturuyor arşı / sokmuş “kılıç”ını kınına / girmiş valdenin damına”

domuz g(r)ibi

Kasım 9, 2009 - 11 Yanıt

domuz gribi: hicabi bey şimdi şunu araştırıyor: domuz gribi olunca domuz gibi mi ölünüyor? hicabi bey’in ateşi yükseliyor, burnu akıyor, üzerine titreme geliyor, vesaire. hicabi bey örnek tümce kuramıyor.